27 Eylül 2016 Salı

Tedirgin Jigolo

Aldanma.

Senin için kendimden vazgeçmiş olsam da ben terk edilmeyi de etmeyi de severim kadın.
Yoksa bu lanetli gecelerin hakkını hangi duygular verecek?
Ağlayan kadınların ince seslerini, korkakların gözündeki damarları ki görecek?
Her nefeste etkisi geçen, her içişte mide bulandıran bu pisliklerin olmayan değerlerini ne yükseltecek?

Nereye baksam yalan gördüm, en masum sigaranın filtresin de bile.

Kafamı kaldırdım.

Senin gibi sadece sahte bir dünyanın içine kendini kaptırmış, her şeye gözünü kapatıp gülmeye programlı canlıyı tanıdım, bütün acılar sana bağırıyordu, sen ellerinle yüzünü, kulaklarını kapatmış çığlık çığlığa gülüyordun.
Acılar dayanamadı sana ulaşmak istiyordu, dayanamıyordu artık, bağırmanın yerine yanına daha da yaklaşarak ince, titrek bir sesle ağlamaya başladı, bir yandan şaşkınlıkla çaresizliğin ve hüznün son raddesine ulaşmasıyla korkakça, gözü görmeden kafanı kavradı, seni sarsmaya başladı ama hala yüzünü kapattığın ellerini açmaya çalışmadı, sana değil hüzünlerine olan saygısından.
Sen hala gülüyordun.
En umutsuz olan bakımlı kadının sol gözünü vermeye hazır olduğundaki sevincini o zaman anladım.
Artık anlat bana kadın hangi cesaretle yapabiliyorsun bunu ?

Kafamı eğdim.


Yamuk yumuk bir beyin, çılgın hüzünlerim ile yürüyorum.
Arkadan bakılınca yıkılmış bir adam.
Önden bakılınca eksik bir çocuk olarak yürüyorum.


Umudu, sokaktaki yaşlı, körelmiş bir beyinin bayramda bana şeker atmasında aradım.

Kıskançlığı, senin etrafa attığın korkak bakışlarında gördüm.

İletişimi, merak etmeden, neden böylesin? diyen kadında düşündüm.

Acıyı, sokakta gitmek zorunda bırakılmış çirkin kediyi, sineklerin paylaşamadığı leşinde hissettim.

Mutluluğu, aynı kaderi paylaşan çaresiz insanların saygı duyulacak mücadelesinde kokladım.

Aşkı, ucuz fahişelerin ikram etmek zorunda olduğu viskide buldum.

Hayatı, bakımsız bir mezarın üzerindeki mezar taşının beyazında buldum.
Üzerindeki çamurlar kalbimizin içine nokta nokta dolmuş vicdansızlığı temsil ediyordu,
Tanımadığı halde her hafta sonu gelen, seçtiği bir mezarda ağlayan kadın sarhoşluğu anlatıyordu. Temizlenmesi gereken toprağı elimle okşayan ben ise vazgeçmişliğin pişmanlığını.
Mezarlık güvenliğinin sigarasını mezarın üzerinde söndürmesi saygısızlığı.


En namussuz olanımız para için babasını kokladığında, çekindi.
En baba olanımız, cahil kadına vurmak istediğinde ağladı.
En cahil kadınımız, adamın zeka geriliğini keşfettiğinde, küstü.
En adamımız kadını keşfettiğinde, gitti.
En kadınımız, kendinden suskunu bulunca, sorguladı.
En suskunumuz, birikenleri kusarak, öldü.

Ben senin, sistem benim tokmakcım. Şimdilik.


Devamını Oku

26 Ağustos 2016 Cuma

Galiba Dişiydi

Kaderine küs, ben çoktan küstüm.
Bir süre beni hatırlayacaksın, aklından çıkmayacağım. 
Zamanla hayatı başka bedenlerde arayacaksın, aramalısında.
Sen bu satırları okurken ben kuytu bir köşede mutluluğu ararken sonsuz karanlığa gitmiş olacağım.
Bu iğrenç ve çekilmez dünyanın içinde artık beni nefes almaya zorlayan bir şey kalmadı. 

Mezarımı çıkma şarapla sularken toprağıma tükür, duanı kimsesizlere et, insanların canını yakarken beni düşün.
Odamda suladığım ölü çiçeklerin arasında sana bıraktığım siyah bir gül var, onu benim için sakla, bir gün yanıma gelmek istersen onu üzerinde taşı.

Bu dünyada beni etkileyen her şey uçup gitti.
Ben alkol almayı sevemedim.
Ben sevilmeyi, sevmeyi beceremedim.
Ben iyiliği de kötülüğü de sevemedim.
Ben ağlamayı, gülmeyi beceremedim
Ben yaşamayı beceremedim.
Ben beceremedim.

Olmayan hayatı haz almaya kurulu ve tükenmişliğin üzerine nefes almayı bitiren yaşlı bir delikanlıyım.

Morgda umarım o değildir umuduyla girdiğin soğuk odadaki heyecanını hissettikçe huzura erip haz alıyorum.
Sana çaresiz, çirkin suratımdan daha çok yakınlaşmak istiyorum bu yüzden şah damarından daha yakın olacağım istesen de istemesen de.
Rüyanda saçını okşayıp koklayan, yediğin sert bir darbede aklında ben olacam işte o zaman sadece hayallerin ve anılarınla kendini tatmin edeceksin.

Bana ilk "Beni bağışla baba!" diye yalvardığında "Senin yeni başlangıcını ben getireceğim." demiştim sen bu satırları bitirdiğinde belki son içtiğimiz kutsal suyu çıkarmak isteyeceksin, artık çok geç genç kadın.
Senin günahını üstlenecek kadar sana saygı duyuyorum.
Sana söz verdiğimden daha fazlasıyım artık. Hem annenim hem babanım.

Benim uğruma vazgeçtiğin her şey için teşekkürler.
Yeni hayatımızda bol şans.




Devamını Oku

23 Ağustos 2016 Salı

Köle Sevgisi

Merhaba dünya, yeni bir hayata geldim bugün.
Farkında olmadan toplum beynimize ters kelepçe vurmuş.
Neden insanlar tabularını yıkmadan kendi doğruları doğrultusunda davranışlar beklemiş bizden.
Bunun farkına varmadan nasıl yaşamışız yada yaşamak zorunda bırakılmışız.
Peki biz neden farklıyız? Neden, nasıl fark ettik?

Ben ne mi yaptım?

Mutlulukları gördüm, bütün sevinçleri beynimin en derinlerine kazıdım, bütün kötülükler hiç yokmuşçasına, olmamışçasına görmezden geldim.
Kendimi kandırmışım.

Kötülükleri iyimser çözmeye çalıştım.
Vuranı öğretmene şikayet ettim, vurmayanı ezdim.
Beni sevmeyeni sahiplendim, öpmeye hatta bakmaya kıyamadım, herkesten kıskandım bazen kendimden bile.
Sevenin kıymetini bilmedim, harcadım.
Artık farkına vardım tek çıkış biletim buydu.

Kayalıklarda oturmuş birasıyla hayat bulanları unuttum.
Sigarasını en derin nefesiyle çekenler dikkatimi çekemedi.
Umursamadan çekip gidenleri hissedemedim.
İnşaat alanına sığınanlara kapımı açamadım.
Kendisi için değil ailesi için sürünenlere çare olamadım.
Çığlık çığlığa ağlayanları duyamadım.
Dövülmekten, azarlanmaktan dengesini kaybedenlere el uzatamadım.
Toprağın altına girmeye karar verenlerin işini kolaylaştıramadım.

Bugün ilk günün uğruna bu katlanılmaya değmeyecek hayat için nefes almaya devam etmemi sağla.
İstediklerimi istemediğim kadar ver bana.

Camları filmli zırhlı arabamı getir, bagajında milyon dolarlar olsun, torpidosunda ağzına kadar dolu ilaç, alkol ve sigara olsun.
Eve gidene kadar tohumlarımı ekebileceğim idarelik kadın ver.
Yanında jilet gibi takımımı getir irtibarım yükselsin, saygı göreyim.
Bir sürü kitapları beynime kazı eksik kalmiyim deneyim de ver tecrübe etmiş olayım.
Beni bekleyen esmer minyon kadınları yere yatır, yıkılmayan sarışın kadınları acınası halde bırak. Aptal masörleri jakuzide suya batır, zekileri aç bırak.


Evimiz okyanus manzaralı olsun baktıkça ufkumuz genişlesin, her kaybedişte daha fazla içelim sonumuzu nasıl getireceğimizi daha sağlam temellerle planlanlayalım daha da kahrolalım.
Rezil fahişelerle evi donatalım, istediğimizde sokağa bırakalım.
Amerikan mutfağımızda sana içinde ilaçlarla dolu olan kahvaltı tepsisi hazırlamak istiyorum, sen çaresiz ve bitkinken yemeni beklemek istiyorum.
Odamızdaki siyah duvarları sigara dumanlarımızla donatalım istiyorum.
Ağlarken çekilmiş fotoğraflarımıza gülerken hayata karşı biten inancımızı hatırlatmanı istiyorum.
Hayatında sadece beni tanımanı, bana muhtaç olmanı istiyorum.
Uyurken ağlamanı, belden aşağın tutmazken yürümeni istiyorum.
Bana sevgi göstermeni, karşılığında acı istemeni istiyorum.
Üzerine bindikçe merhamet istemeni istiyorum.


Rakı masasında iğrenç suratını boyayla kapatıp, yalan söylemeseydin bu iğrenç dünyada yaşamaya devam edecektin, bana borçlusun beni bitiren kadın.
Gözünü sonuna kadar açıp titremen hala aklımda başkalarında bulmadığım bu hazzı bana tattırdığın için teşekkür ederim bana inanan aptal kadın.
Finansal köle olarak başlayıp bana ruhunu teslim eden sadık bir köpek olarak yola devam ettin, sana ilk emrim saygısızlık etmemendi, ciddiyetimi geçte olsa anladın benim kadınım.
Beni benimle aldatmayacaktın, artık beni tatmin edemiyorsun hastalıklı kadın.
Sonsuz karanlıkta nefesimi ensende hissedeceksin kusursuz kadın.

Bu ilk gün sonumuz oldu.


Devamını Oku

16 Ağustos 2016 Salı

Yol Belli

Dolulukların ve pişmanlıkların üzerine ilçemi terk edip kadıköyde bir pansiyona gidecektim. Öncesinde arkadaşımın 3. dükkanına bakmak için söz vermiştim sabahın ilk ışıklarında beni aldı bostancıdaki dükkanına gittik kötü bir pide salonunda börek yiyip çay içtik.

Yanında çalışan Murat abi ile tanıştım yedek parça piyasasının durgunluğundan söz etti sonrasında güncel durumları konuşup nasıl ileri gidebileceğimizi tartıştık, neden bu kadar sigara içtiğimi sorup sigaranın zararlarından bahsetti. Sigarasını bitirdikten hemen sonra çocuğunun rahatsızlandığını söyleyerek dükkanı terk etti.
Dükkanın arka bölümünde otururken lüks kahvelerde arayıp bulamayacağınız tatsız çayı içiyordum artık gitme zamanımın geldiğini düşünerek dükkandan çıkıp metroyla kadıköye gittim.

Cebimdeki sigaranın azalması beni mutsuz ettiği için 2 paket sigara daha alıp arkadaşımın önerdiği pansiyonu aramaya başladım bir kaç kişiye sorduktan sonra daha önce girmediğim bir sokağa girdim, turist gibi etrafı ve insanları inceliyordum bu sefer daha dikkatliydim.

Aynı sokakta olmasına rağmen esnaflar bile pansiyonun varlığından haberi yoktu.
Kuytu bir köşede kaldırıma oturmuş yarım ekmeğini yiyen bir genç gösterdi yeri, sonunda gelmiştim.
Yeri öğrendikten sonra alkol almak için küçük bir tekele girdim gofretler çalınmasın diye tel örmüştü arasından 2 tane rastgele seçtim karışık kuruyemiş, tuzlu fıstık ve mataramdakinin yanına 3 bira aldım para üstünü beklerken gözüm minik tüplü televizyona takıldı aksiyonlu bir sahne vardı, konu ne dediğimde dedektif adamı bulmaya çalışıyor dedi umarım bulur diyerek oradan çıktım, hemen yanında döküntü bir büfe vardı iskemleye oturdum masada bir çay ve yanında bir lira vardı çantamı bırakıp birinin gelmesini bekledim birkaç sigaradan sonra içeri girdim kadın sandalyede oturmuş kafasını duvara yaslamış uyuyor gibiydi tam çıkarken uyanarak ne istemiştin dedi o sıcak kanlı hali hoşuma gitmişti, öylesine tostun fiyatını sordum bir kaşarlı tost ve çay söyledim kaşarı koklatmıştı, çayı fena değildi bitirdikten sonra parayı verdim, kendine iyi bak diyecekken benden önce davrandı kısa bakışmadan sonra dükkanı terk ettim. Sonunda pansiyona gelmiştim, hazırlıklıydım içeri girdim.

-Bana oda lazım.
-Kaç gün kalacaksın?
-Belli değil.

-Kimliği aliyim.
-İlk gecenin parasını şimdi veriyim.

Elemanı çağırdı odayı göster dedi yukarı hızlı hızlı çıkıyorduk 2 kat çıktıktan sonra odaya girdik televizyonunun çalışmadığını arıza olduğunu belirtti.
Anahtarı aldım kapıyı kapatıp nevaleleri masaya koydum, çantamı ve kendimi yatağa bıraktım. Telefonumu kapatıp doğruldum yerdeki küllüğü alıp masaya koydum içindeki kalıntıları, soğumuş çarşafları pencereyle bağlantılı olan yangın merdivenine boşalttım.
Acelem varmış gibi içmeye başladım ve aynı hızla sigaramı içiyordum belki bu sefer başarırım diye aklıma yaptığım bütün yanlışları getirmeye çalıştım ama başaramadım bu saatten sonra başaracağımı da düşünmüyorum.
Bu sırada farkında olmadan sızmışım, aradan saatler geçse de sanki kısa bir zaman önce kendimle çatışıyormuşum gibi geliyordu, masadan yere düşen bira şişesi sayesinde ayıldım, kalktığımda kendimi yatağın ucunda sırtım duvara dayalı şekilde buldum sağ elimde sönmüş sigara, sol elimde mataram vardı.
Telefonumu müzik dinlemek için açtım peşi ardına telefonlar yağıyordu sessize alıp müziğimi dinliyordum gözümü sürekli telefonun parlayan ışığı alıyordu, kimin aradığına bakmadan açtım ağlayarak bağıran bir kadının sesi geliyordu nerede olduğumu sorup polise gideceğinden bahsediyordu, güvende olduğumu söyleyerek telefonu kapattım, yatağa uzandım zevkten ve acıdan bağıran bir kadının sesi geliyordu, onu özlediğim aklıma geldi telefonu elime aldığımda hastaneye kaldırıldığını öğrendim yanına gitmeye karar verdim fakat olimpos daha haz dolu geldi.


Devamını Oku

4 Ağustos 2016 Perşembe

Acınası Körpe

Bir eser ortaya koyup kaybolanlar gibiyim, huzur arayışında kör olmuş çaresiz bir adam gibiyim.
Hayatın akışında kulaklarımı gözlerimi kapatamadım, düşünmeyi durduramadım iç savaşım bu yüzdendir.

Mutluluğu bir kadının ayva göbeğinde, makyajını silmesinde, karnının ağrıyip midesinin bulanmasında gördüm. Çirkin yüzünü ve vücudu kapatmak için beni tatmin etmeye çalışmasında, çoraplarını çıkarırken ki adrenalindeydi.

Kahroluşumun temelinde soyut yalnızlığım yatmaktadır, bu çevremdekiler veya kadınlarla ilgili bir durum değildir.
Yalnızlığı sadece düşünerek, görerek hissedebilirsiniz bunu kolaylaştıran durumlar ise acı deneyim veya deneyimlerdir. Somut yalnızlık öldürürken soyut yalnızlık süründürür. Yalnızlığı bakireliğe benzetebiliriz bir kere ne olduğunu anladığın zaman artık bozulmuşsundur ne kadar eşin, dostun olsada hatta yanında bir kadın yatsa bile yalnızsındır.
Yalnızlığa alışmaya çalışmak yoktur, yalnızlıktan kurtulmak yoktur. Unutmak için çabalarsınız ucuz fahişelerle kısa ilişkiler yaşarsınız, yanınızdakileri sahiplenirsiniz onların da sizi sahiplendiğini düşünüp kendinizi kandırırsınız, içersiniz hemde çok içersiniz belki istemediğiniz biriyle evlenirsiniz fakat fayda etmediğini anlarsınız işte hayatın gerçeği budur.
Ölene kadar yalnızlığı tatmamanız dileğiyle.

Nefretim ve kızgınlığım bu hayata bir kez daha gelsem yine kaybedeceğimdendir.

Gitmeyin, beni yalnız bırakın.


Devamını Oku